Sivri topuk kimdir amacı nedir, merak edeniniz vardır. Sivri topuk bu adı üstünde zaten. Kadının sesi, en yüksek tonda haykırıyor sizin için, sizin sesinizi. Gönülden, kâğıda damlıyor acılarımız, sevinçlerimiz, aşklarımız, ANNELİĞİMİZ…

Biz kadınız! Kadın! 5 harfli, olmasaydı olmayacak cinsinden yaratıklarız biz. Kutsallığımız anneliğimizden, masumiyetimiz evlatlığımız ve evlatlarımızdan geliyor.

Bu hafta uzun uzun öyküye devam edemeyeceğim kadınlar!

Dedim ya masumiyetimiz evlatlarımızdır. 11 masum evladımızı cennete yolcu ettik. Dile kolay, kalbe zor bir geceyi arşınladık hep birlikte. Hal böyleyken ne Deniz’in Tarzan’ı ile ne de kuzeni yahut halası ile bir bağlama yapmak, evlatlarımızı öykü içine sığdırmak olmazdı.

Bir düşünün. Siz de erkekler!

Bir kadının bu hayatta görüp görebileceği en büyük ACI nedir? Aldatılmak? Fakir kalmak? Ya da eşinden ayrılıp hayatı boyunca insanlık dışı eylemlerle toplumda baskı görmek mi?

Hemen söyleyeyim. Kadın, evladının kalbinde yaşar. Annedir kadın! Doğuştan annedir. ANA’ dır!..

Yaşadığımız coğrafya bile adını bu sihirli 3 harften almamış mıdır? ANADOLU! Şimdi her yer ağlayan ana doldu, taştı sel oldu gözyaşları…

Niyetim sivri sivri ajitasyon yapmak değil elbette. Ancak belki bir nebze anlatabilirim derdimi diye vuruyorum topuğumu sertçe yere!

Adana, en ağır imtihanlardan birini yaşadı bu hafta. Tarihe geçen en kara acılardan birini gördük. Analar kahroldu, mahvoldu analar. Erkekler üstüne alınmasın ama bir annenin yüreği evladının acısından tonlarca kat acır her daim. Evladı ah dese anası “yavrum” diye inler. Sızım sızım sızlar yüreği.

Yani o gece ateş, anaların yüreğine tırlarla düştü. Koca dünya yuvarlanıp bağırlarına çöktü anaların. Küçük bebelerini okusun diye yoksulluktan yurda veren analar, sizin rahat koltuklarınızda oturarak anlayamayacağınız kadar acı çekiyor şimdi. Kader? Mukadderat? Hangi sözcük hafifletir şimdi bu yaranın acısını? Hangi sorgulama, tartışma, geri getirir körpe kuzularımızı hayata?

Üçü beşi bilmem de ahali, bu memleket anaların ahıyla, gözyaşıyla dolarken, başka söz bilip konuşanlar, başka iş bilip tutanlar, yüreği yanmayıp dili lakırdı yapanlar, iş işten geçtikten sonra harekete geçenler, asla ama asla iflah olmayacaklar.

Küçük meleklerimiz cennete uçtu ama yanarak öldüler. Bu ölüm meleklere yakıştı mı? Peki, ölüm kimseye yakışmazken, yanarak ateşler içinde gitmeleri, vicdanlara sığdı mı?

Şimdi susma vaktidir! Şimdi, başını alıp ellerinin arasına, “Vay efendim devlet her yere yetişemez” lakırdısını çıkarıp ağzından, geceleri uyuyamama vaktidir! Ola ki uyursanız, rüyanızda meleklerden helallik isteyin. Ha, görebilirseniz tabii.