Mahir, cebindeki küçük papatya kurusunu çıkarıp avuçları içine aldı. Uzun uzadıya seyrediyordu ki elindeki solgun kır papatyasını, yeğeni Mercan’ın sesiyle irkildi: “Dayı, dayı koş bak ne yaptım!”

Mahir, yeğeni Mercan’ın çizdiği resme bakıp gülümsedi:”Kim bunlar?” “Dayı bak bu sen, bu ben, bu de gelecekteki yengem. Nasıl olmuş?”

Mahir şaşkındı. Aklına ilk gelen resimdeki eşinin Deniz olduğuydu. Ancak şimdiki eşini hiç düşünmemiş, üstelik Mercan da Mahir sanki bekârmış gibi konuşmuştu. Peki, ama Deniz’e bu haksızlığı nasıl yapardı? Aile baskısıyla evlendiği Zümrüt dururken, Deniz’i araması, bankaya gitmesi yerinde miydi? Kendine engel olamıyordu evet, ama buna bir son vermeliydi artık. Mercan’ın başını okşayarak, “Dayıcım sen bu resmi neden çizdin?” diye sordu.

Mercan ise yüzüne kocaman bir gülümseme yerleştirerek; “Dayı, sen beni kötü adamlardan kurtardın. Yanına aldın. Zümrüt yenge beni istemedi. Onu sevmiyorum. Ondan ayrıl. Bu çizdiğim ablayla evlen ne olursun.” Dedi. Mahir dolan gözlerini yeğeninden kaçırarak arkasını dönüp Deniz’i aradı.

—DENİZ —

Bu Tarzan’dan çektiğim nedir benim yahu? Ne biçim bir durum bu? Ama çok tatlı vefasızın oğlu! İnsan mısın uzaydan mı geldin sen! Aklıma gelişini seveyim senin. Merhametli, sevimli, sıcak, Tarzan işte daha ne olsun! Ne de güzel gülüyordu ama…

A, telefon! Bilmediğim bir numara arıyor acaba o mu ki?

-Alo?

-Deniz? Ben şey… Mahir ben nasılsın?

-Ah, iyiyim sen?

-Seni görmek istiyorum Deniz.

-…

-Alo, alo Deniz? Orada mısın?

-Şey ben, hı hı evet buradayım. İşler yoğun da biraz.

-Ne dersin, akşam iş çıkışı buluşalım mı?

-Olabilir aslında.

-Süper. Seni akşam arayıp adresi söylerim o zaman.

-Olur.

-Görüşürüz!

************

Deniz telefonu kapattığında duyduklarının şokundaydı hala. Bir Tarzan, kolay gelmiyordu dünyaya sonuçta değil mi? Akşam ne olacaktı? Neden görüşmek istemişti acaba Deniz ile? Aklındaki deli sorular yüzünden bir gün işinden olacağı kesindi. Mesainin bitmesi için saat ile göz savaşı başlatmıştı Deniz.

Mahir ise akşam konuşacaklarının tezahürünü yapıyordu aklında. Saçmaladığını fark edip hesap yapmaktan vazgeçerek yeğenini öptü ve evden çıktı. Çıkarken seslenen Zümrüt’e aldırmadı bile.

Uzak bir ilçede oturduğu için iki saat erken çıkan Mahir, Deniz’i hayal etmeden ilerleyemiyordu. Üzerinde plakların asılı olduğu, taş duvarlarla çevrilmiş, şömineli, çok sevdiği o şirin kafeye geçip, Deniz’e konum gönderdi. Telaşlı bekleyiş başlamıştı işte.

Devamı haftaya