Gülbahar aradan geçen üç günde kendini biraz toparlamış, Elifnaz ise annesinin ısrarıyla okuluna devam etmeye başlamıştı. Gül’ün Elif’e anlattıkları sonrasında hayatları birazcık olsun düzene girmişti. Gül Elif’e, dayısının hapishaneye girdiğini ve kuzeni Deniz’in onu evine almak istediğini Deniz ile hastanede karşılaştıklarını anlatmıştı. Deniz bir bankada memur olarak çalışıyordu. Şimdiye kadar halası Gülbahar’ı arayıp sormamıştı. Aradan geçen yıllar vicdanına tesir etmiş olacaktı ki bekâr olarak kaldığı koca evi Gülbahar ve Elif’e açmıştı. Gülbahar da hastanedeki tedavisinden sonra eve gelecekti. Üstelik Deniz’in avukatı, Gülbahar’ın Bedri’den boşanması için uğraşacaktı. Elif Bedri’den kurtulacaklarına sevinmişti ve tereddütsüz sallamıştı başını. Böylelikle Deniz’de kalmaya başladı ve annesini ziyarete birlikte gidiyorlardı Deniz’le. Deniz Elif’e çok iyi davranıyor, ona ablalık yapıyordu.

Sabah işe giderken her zamankinden geç kalktığı için telaşlıydı Deniz. Elif’i okula bırakırken trafik çok yoğundu. Bankaya doğru giderken trafik magandasının birinin sözlü tacizine maruz kaldı. Arabayı önüne kıran adamın işaretiyle durmak zorunda kaldı Deniz. Adam sinirle indirdi Deniz’i arabadan.

“Eksik etek! Ne biçim kullanıyorsun lan arabayı? Kadın değil misiniz işte olacağı bu.” Deniz şaşkınlıkla cevapladı:”Beyefendi size çarptığımı hatırlamıyorum. Hız sınırına uymak suçsa kusura bakmayın.” Dedi.

Adam:”Sen bana atar mı yapıyorsun lan kadın başına bakmadan!” diyerek hırpalamaya başladı Deniz’i. Etrafta esnaf olayı izliyordu. Bir tanesi de çıkıp karşı gelmedi bu magandaya. Neyse ki Deniz telefonundaki akıllı uygulamadan fark ettirmeden polisi çağırdı ve birazdan polisler geldiğinde Deniz yere düşmüş adam da başında zırvalıyordu. Adamı gözaltına alırken Deniz’i de ifade için karakola götürdüler. Deniz şikâyetçi oldu. Avukatını arayıp dava açmasını istedi. Vücudunda darp izleri vardı. Rapor aldılar. Avukatıyla birlikte Savcılığa suç duyurusunda bulundular.

Aradan geçen bir haftada Gülbahar taburcu olmuş ve yeğeni Deniz’in evine yerleşmişti. Artık hayatında beyaz bir sayfa açmayı düşünüyor, toparlandığında bir iş bulup kızıyla yaşamayı planlıyordu Gülbahar. Deniz akşam gelirken Elif’e defter kalem gibi okul araç-gereçleri getirdiğinde Elif’in yüzünde güller açtı:”Yaşasın! Deniz ablacığım, bir tanesin sen!”diyerek Deniz’e sarıldı küçük kız. Gülbahar mahcup;”Ne zahmet ettin kızım, çok sağ ol. Sana da yük oluyoruz ama…” Deniz ‘O ne demek öyle’ ifadesiyle bir bakış yolladı halasına:”Şimdiye kadar seni aramadığım için affet halacığım. İnsan bazen sadece kendisini düşünüyor. Babamın yüzünden tüm akrabalarımdan uzak durdum. Hepsi çıkarı için yaklaştı ama sen başkasın inan. Burası sizin eviniz.”

Hep birlikte yemek yediler. Deniz Elif’in derslerine yardım etti ve yeni bir güne uyanmak üzere uyudular.

Sabah zilin sesiyle sıçradı yatağından Deniz. Gelen kapıcı Ökkeş idi:”Deniz hanım bu size gelmiş. Postacı getirdi.”

“Tamam, Ökkeş Efendi sağ ol.”

Deniz mahkeme tebligatı olduğunu anladığı zarfı heyecanla açtı. Okuduklarına inanamıyordu. Gözbebekleri yavru fokun annesinin av olduğu anı görmesi gibi, acıyla izliyormuşçasına açılıyordu. Sonuçta kendisini darp edip üç gün iş göremez raporu almasına sebep olan zanlının mahkeme kararıyla serbest bırakıldığı yazıyordu.  Tıpkı şort giydiği için dövülen hemşire Ayşegül’ün hakkının bulutlarda kalması gibi…

Devamı haftaya…