Deniz sabah kalktığı gibi giyinip işe yetişmeye çalıştı. Ancak bu pek de mümkün görünmüyordu. Bir türlü bitmek bilmeyen yol çalışmaları nedeniyle trafik hayli yoğundu hatta yoğun da ne kelime mutfak borusu gibiydi mübarek, alabildiğine tıkalıydı. Bankayı arayıp durumu iletti ancak şefinden azar yiyeceği aşikârdı. Erken kalksındı? Yarım saatlik yol için sırf yol çalışmaları bitmedi diye bir saat erken çıksaydı evden(!) Öte yandan Gülbahar Elifnaz’ı okula götürdü. Elifnaz Deniz’in aldığı yeni ayakkabıları ve okul malzemeleriyle hoplaya hoplaya gitti okuluna. Gülbahar da iş aramaya koyuldu. Birkaç tanıdık tahsili olmadığı için ev temizliği firmalarına yönlendirmişti Gülbahar’ı. Olsundu. Çalışmak ayıp değildi öyle değil mi? Tahsilini ailesinin baskısıyla evlenip yarıda bırakması kimin umurundaydı? Sonradan sevmişti kocasını nasıl olsa. Okumaya hakkı yoktu artık çünkü o bir anneydi. Hiç yakışık alır mıydı bu yaşta(!)

Deniz bankaya güç bela yetişti. Hemen bir kahve istedi Hasibe Hanım’dan. Bu Hasibe Hanım da ne kadar yavaştı böyle? İşinin kıymetini hiç bilmiyordu. Etrafta o kadar işsiz varken bu işi hak etmediğini düşündü Deniz. Az sonra bir müşteri geldi ki ne müşteri!

Deniz’in gözleri fal taşı gibi açıldı. Gözbebekleri büyüdükçe büyümeye başladı. Elleri titriyor, hesap hareketlerini dökerken içini döküvereceğinden korkuyordu. Adam o kadar insanüstü bir varlıktı ki bankanın kapısından girer girmez içerideki herkesi rüzgârıyla savurdu, bakışlarıyla ateş etti resmen. Deniz o kadar etkilendi ki içinden dua etmeye başlamıştı bile sıra numarası ona çıksın diye. Kimdi bu insafsızın oğlu? Neyin nesi olabilirdi ki? Olsa olsa amazonlardan kopup gelmiş bir yeni nesil Tarzan olabilirdi. Bu adam Deniz’in olmalıydı. Kadınca bir şeyler düşündü hemen. Parmağına baktı boş! Ama şimdi yüzük takan mı vardı ki? Ne yapsındı? Derken birden “Dııııtttt!” İşte geliyordu amazonların kralı. Yaklaştıkça yaklaşıyor yandan yandan gülümsüyordu vefasız! Ne de tatlı bir gülüşü vardı. Gişeye attığı her adım kutsal olmalıydı. “Deniz hanım ne yapıyorsunuz!” Bu ses şefe aitti. Deniz paraları sayma makinesinden düşürmüş, haliyle eksik saymıştı. Bir anda herkesin dikkati Deniz ve şefe çevrildi. Arlarında süren diyalog şefin azarlarından ibaretti çünkü Deniz ‘Tarzan’a bakmakla meşguldü o an. Adam gişeye geldiğinde Deniz’in kalbi yerinden çıkacak gibi çarpıyordu. Ama olacak olan olmadı. Deniz’in yanındaki Fatih Bey karşıladı adamı. Olamazdı! Bu hayal kırıklığı değil de neydi? Adam öyle bir konuşuyordu ki şiir gibi, Deniz hala şefe bakmıyordu. Adana’da böyle bir varlık! Yok yok, kesin uzaylıydı bu fırtına kılıklı taş bebek! Adam işini halledip bankadan aheste adımlarla süzülürken Deniz arkasından el sallıyordu. “Deniz Hanım! Ne yaptığınızı sanıyorsunuz siz!” Şef tüm siniriyle ağzından tükürükler saçan bir kara çıyan gibi aralarına girmişti. Deniz adamı bir daha göremeyeceği fikrinin verdiği hüzünle önüne dönüp aksattığı işine poflayarak devam etti.

Devamı haftaya…