Sonbahar tüm güzelliğiyle ve sarı turuncu rengiyle Adana’yı kaplamaya başlamıştı ancak yakıcı güneşin gitmeye pek de niyeti yoktu. Şehrin yüksek yerlerine yağan yağmur, merkeze çok nadir uğruyor, ağaçların güzel yaprakları ancak yüksek alanlarda konfeti gibi dökülebiliyordu.

Deniz için mevsimlerden aşk mevsimiydi. Romantizmin en yoğun yaşandığı güz mevsimi. Genelde ayrılık derlerdi ama Deniz bu mevsime âşıktı, doğaya âşıktı, rengârenk yapraklara âşıktı zaten. Âşık olmak için illa bir erkek şart mıydı?

Günlerden Pazar, mevsim sonbahar, yürüyüşe çıktı Deniz. Göl kenarında henüz yapılmayan yürüyüş yollarını hayal ederek kenardan kenardan usul usul yürüyordu. Halası Gülbahar da evde Elif’le birlikte Elif’in ödevini yapıyorlardı. Düşündü, acaba ortasından nehir geçen bu canım kent neden böyle bakımsızdı? Her şeyde olduğu gibi insanlar hep kendi çıkarlarını mı düşünüyordu yani? Bu güzel gölün etrafında neden bu kadar acayip işletmeler vardı ki? Göle doğru tahta ve demirle yapılmış uzantılar ne kadar da saçmaydı böyle? Kim izin veriyordu kim satıyordu bu arsaları? “Aman…” Dedi. Kafasındaki soruları savuşturup havanın ahengine bıraktı kendini. Herkes gibi yaptı yani. Mutluculuk oynayanların arasına karışıp son yıllarda palazlanan ‘muş gibi yapmak’ furyasına katıldı. Rahatladı. Dünyanın yükünü düşünüp de eline ne geçecekti ki sanki? Az ilerde bir salepçinin aşağı sarkıttığı demir tahta karışımı bölmede duran iskemlelerden birine oturup bir salep ısmarladı. Uzaklara bakıyor, baktıkça anlamsızlıklar içinde geziniyordu. Biraz sonra garson gelip “Salebe ceviz ister misiniz ablam?” diye sorduğunda Deniz “Elbette.” Diye sevinçle yanıt verdi. Ceviz salebe ne de güzel yakışıyordu. Aşk gibi bir şeydi bu uyumun tadı. Sıcak salebini yudumlarken birden yeşilçamda bile bu kadarı olmaz dedirten o an peyda oldu. İşte geliyordu. Oydu evet ta kendisiydi. Yakışıklı Tarzan! Gözlerine inanamadı Deniz. Yine yandan yandan gamzelerini göstererek gülümsüyordu insafsız! Tam yanından geçerken rüzgârın da yardımıyla kokusunu duydu. Bir erkek nasıl bu kadar güzel kokabilirdi? Bu bir parfüm olamazdı. Böyle bir parfüm icat edilmiş miydi? İnsafsız Tarzan Deniz’den en uzak masaya oturdu bilinçli yapmış gibi. Deniz de uzaktan uzaktan izliyordu hayallerini süsleyen bu hayal üstü gerçeği. İkinci bir Yeşilçam klasiğinin kendisini bu kadar yakacağını nereden bilebilirdi ki? Tarzan’ın çakma Jane’i gelmişti işte. Oturmuştu yanına. Samimi konuşmalar, sırnaşmalar gırla gidiyordu. Romantizm doruktaydı resmen. Ne yapacaktı? Zaten bu adamın bekâr olma ihtimali mucize değil miydi? Netice de o bir erkekti. Üstelik Tarzan’dı o. Çakma sarışınlar onun Jane’i olamazdı. Soğuyan salebinden bir yudum aldı ve garsonu çağırdı. Tarzan’ın yanındaki bu kadının kim olduğunu iyice anlamalıydı. Yoksa bu tesadüf Adana gibi bir şehirde bile gerçekleşemeyecek kadar kaderimsiydi. Bir şeyler yapması lazımdı. Bir yol bulmalıydı. Aşkın yolu var mıydı? Garson’a su kenarına geçmek istediğini belirtip bir salep daha ısmarladı ve Tarzan’a en yakın masaya geçip oturdu.

Devamı haftaya…