Gülbahar komaya gireli 3 hafta olmuştu. Genç ve talihsiz kadın yoğun bakımda üç haftadır yatıyor, günden güne eriyordu. Bedri ise iyileşmiş, hastaneye uğramamıştı bile. Gülbahar’ın öleceğinden emin bir şekilde geziyordu etrafta. Komşular annesinin yanından ayrılmayan küçük Elifnaz’a yemek getiriyor, arada evlerine götürüp aklayıp paklayıp zorla birkaç lokma yemek yediriyorlardı. Okula da gitmemekte ısrar ettiği için öğretmenleri ve okul idaresi Elifnaz’a anlayışla yaklaşıyor ancak küçük kız derslerinden geri kaldığı için başarısız olacağından endişe ediyorlardı. Elifnaz defalarca aratmıştı dayısı Sabri’yi komşulara ancak Sabri kumarcının tekiydi. Ablası ne halde bilmiyordu bile. Zavallı yavrucağın arayacak ve gidecek başka kimsesi yoktu. Annesinin komadan çıkmasını ümit ediyor ve sürekli dua ediyordu. Hastane yönetimi ise Elifnaz’ın burada kalmasına Gül sayesinde izin vermişti ama Gül hamile olduğu için daha fazla kalamazdı. Zaten Gül de bitkin düşmüştü. Gül ailesinin evine giderken Elifnaz’ı da götürmek zorundaydı. Ancak küçük kız, annesini bırakmamak için koca hastaneyi ayağa kaldırdı. Haykırarak ağlayan Elifnaz’ı kimse durduramıyordu. O sırada komşulardan Semih geldi: “Gül, sen git bacım bu gece ben kalırım burada merak etme. Her gün birimiz geleceğiz.” Gül Semih’i gördüğünde çok sevindi ancak Semih’i yeterince tanımadığı için tedirgin bir ifadeyle:”Peki.”diyebildi. Elif Semih’i her sabah görüyor, birlikte şakalaşıp oynuyorlardı. Hiç olmayan baba ve ağabey sıcaklığını tadıyordu Semih ile. Semih kafeden su alıp geldiğinde Elif ortalarda yoktu. Panikle danışmaya koştu Semih. Sekreterin küçük kızı görmediği yanıtını aldığında deliye dönen Semih, katları tek tek gezerken sekreter de kayıp anonsu geçiyordu. Sonuçta Elif ona emanetti. İnsanlık ölmemişti ya. Bir gece uyumasa ne çıkardı? Ama bir haltı becerememişti işte. Ne yapacaktı şimdi?

Aynı anda annesinin dizleri dibine oturup sessizce gözyaşı döken meleğin ta kendisi Elifnaz’dı: “Anneciğim. Ne olur uyan. Ben sensiz ne yaparım? Sen bir uyan, yemin ederim ki derslerime çok çalışacağım ve avukat olup sana bakacağım anneciğim. Ne olursun beni bırakma. Allah’ım annemi alma benden ben daha çok küçüğüm.”

İçeri giren hemşirenin kızgın ses tonuyla irkildi Elif. “Çocuk sen buraya nasıl girdin? Bu önlük ile maskeyi nereden buldun? Herkes seni arıyor perişan olduk. Çabuk dışarı!” Elif aniden çıkmak zorunda kaldı. Kapıdan annesine son bir kez bakan Elif’in çaresiz feryadı gökleri deliyordu. Zavallı yavrucak tek sığınağını kaybetmemek için bitap düşüp en sonunda bayıldı. Hemen odaya aldılar ve serum verdiler Elif’e. Gözlerini araladığında yanında Semih vardı: “Sana bir müjdem var Elif.”

Devamı haftaya…