1.bölüm:Gülbahar’ın dar çıkmazı

5 harflilerin en tehlikelisi, en şıkıdımı, en cazibeli ve tuhaf yaratığı… Adı üstünde kadın! Olmazsa olmazınız ey erkekler! Elbette burada cinsiyet ayrımcılığı yapmayacağım yalnız, kadın deyip geçmeyiniz. Sizleri doğuran da sizlerin sevgisiyle beslenen ve sizlerle evlenip sizlere çocuk veren de biz kadınlarız.

Bu girişten anlayacağınız gibi burası kadın köşesi. Ha çok merak edip okumak isterseniz siz de buyurun tabi ki erkekler, şöyle kenardan okuyun şişşttt! Biz kadınları rahatsız etmeden yani. Evet kadınlar, köşemize hoş geldik. Her hafta kadının penceresinden, birlikte bakacağız hayata…

Sizlere kadın olmanın bildiğiniz ancak yok saydığınız yanlarını da hatırlatacağım, kiminizin kendisinden çok şey bulacağı küçük öyküler yazıp, bazı minnak sırlar da fısıldayacağım o küpeli kulaklarınıza. Her bölüm ilk bölümden besili ve devam niteliğinde olacak. Beni takip etmeye devam edin!..

Ben kim miyim? Şişşttt! Aramızda kalsın, tabi ki Sivri Topuk.

İLK BÖLÜM: GÜLBAHAR’IN DAR ÇIKMAZI

Sabah tüm vücudu ağrı içinde, sanki saatlerce dövülmüşçesine, kaskatı uyandı Gülbahar. Yüzüne vuran yakıcı güneşin etkisiyle toparlanarak, kocası Bedri’yi uyandırmamaya dikkat ederek kalktı yatağının sağ tarafından. Kocası her zaman solda yatmayı severdi. Banyoya girdi. Ilık bir duş alacaktı ki birden aynadaki aksini görüp dona kaldı. Bu o muydu? Kendisi miydi gerçekten? Yosun yeşili gözlerinin etrafındaki morluklar da neydi? Elma gibi yanakları neden yara bere içindeydi? Hele dudaklarının yanındaki kurumuş kanları görünce gözlerinden akan bir damla yaşı salmak zorunda kalmıştı Gülbahar. Sonra istemsizce elini yarasına değdirdi ve birden irkildi. Canı çok acıyordu. Peki, ne olmuştu ona? Düşündü. Bazı şeyler anımsamaya başladı güçlükle. Büyük bir parçasını yitirmiş gibi, sanki bir kolu, bir ayağı yokmuşçasına eksik hissetti o an. Duş almaktan vazgeçerek balkona attı kendini. Şimdi şu an tüm bunlara son verebilir, özgür kalabilirdi! Küçücük bir adım onu tüm bu işkenceden kurtarabilir, her gün yaşadığı acılardan kendisini, bir çırpıda sıyırabilirdi. Düşündü. Balkonun demirlerine doğru birkaç adım ilerledi. Aşağı baktı. Aşağıda komşusu Ayla’nın çocukları oynuyordu. Onları görünce duraksadı. “Yapamam!”Dedi haykırarak, “Yapamam, kızım bensiz mahvolur.” Arkasını dönüp içeri giriyordu ki karşısında iri yarı kocası Bedri’yi gördü. Bedri burnundan soluyordu. Gülbahar’a “Kahvaltım nerde lan!”diye bağırmasıyla kadın yaprak gibi titremeye başladı. Gece yaşadığı olaylar şimdi gözünde capcanlıydı kadının. Net hatırladı tüm acıları. Ancak düşüncesinden sıyrılması uzun sürmedi. Bedri Gülbahar’ın gece karası saçlarından bir tutamı bileğine dolayıp oradan oraya savuruyordu genç kadını. Acı içinde bağıran Gülbahar ise “Lütfen yapma.” Diye yalvarmaktan başka bir şey yapamıyor, savrulurken vücudunun sürekli bir yerlere değmesiyle “Ah!” diye inliyordu. Çok geçmeden Elifnaz, “Bırak annemi bırak!” diye bağırarak salona girdi. Bedri bir eliyle Elifnaz’ı kenara iterken diğer eliyle hala uyguluyordu lanet işkencesini. Gülbahar hali kalmadığından mı yoksa alıştığından mı bilmeden, artık sesini çıkarmıyor, bitmesini bekliyordu. Elifnaz ise kilimin üzerinde dizlerini yukarı çekmiş, kafasını karnına gömüp ağlıyordu. Bedri sonunda yoruldu ve üçlü kanepeye attı iğrenç gövdesini. Gülbahar güçlükle yerden kalkıp arkasını döndü. Elifnaz’ın yanına gitti. Küçük kızını odasına götürüp ağrıyan dudaklarıyla kızına minik bir öpücük kondurdu ve mutfağa geçip kahvaltıyı hazırlamaya başladı.

Devamı haftaya…

@adana-duysun Her hakkı saklıdır.