Gülbahar, öfkeyle sarmaşık sevgili olan kinini haykırmıştı nefesi yettiğince. Sedef’i ambulansla hastaneye kaldırmışlar, kalabalık yavaş yavaş dağılmaya başlamıştı. Gülbahar Elifnaz’ın elini sıkıca tuttu ve ardına son bir kez tüm benliğini yakan boğaz düğümlenmesi ile baktı. Sonra çaresiz, evinin yolunu tuttu. Eve gittiklerinde Bedri ve arkadaşı Hüseyin’in kahkahaları ile karşılaştılar. Bedri Gülbahar’ın ellerlini boş görünce öfkeyle bağırdı:”Rakım nerde ulan? Pazara gidiyorum deyip nerede sürttünüz ana kız ha?”

“Şey… Biz yolda bir kaza gördük…”

“Bana ne ulan kazadan çabuk koş git rakımı getir kızını da yatır ayakaltında dolanmasın.” Hüseyin’in Bedri’den geri kalır yanı yoktu ama vicdanlı bir ses tonuyla:”Bedri ağabey ben bir koşu gidip alayım yenge de mezeleri hazır eder hem.” Dedi. Bedri seslenmedi. Hüseyin kapıyı kapatırken Gülbahar’ın kalbinde yankılanan ses kapı sesi değil, kendi özgürlüğünün kara, küçük bir kafeste sıkışıp kalmasıyla çıkardığı çırpınış sesleriydi. Mutfağa geçip birkaç salata hazırlamaya başladı Gülbahar. Elifnaz odasına ders çalışmaya gitmişti. Tabi bu gudubet adamların sesinden nasıl çalışacaksa. O sırada kapı çaldı.

Gülbahar kapıyı açtığında karşısında Hüseyin ve yanında en sevdiği arkadaşı Gül’ü gördü. “Yenge bak kapıda karşılaştık Gül’le. Tesadüfe bak.”Dedi Hüseyin. Hüseyin de Bedri’nin en yakın arkadaşıydı. Tabi Bedri arkadaşlık dostluk nedir bilmezdi ama işine geldiği gibi kullanırdı insanları. Hüseyin de Bedri’nin ağız kalabalığını sindiren egzoz görevi görüyordu işte.

Gül sımsıkı sarıldı Gülbahar’a:”Canım arkadaşım nasıl özlemişim.” Hüseyin içeri geçip oturdu sofraya. Gülbahar yaşlı gözlerle sordu:”Gül nerden çıktın sen canım benim gel geç içeri.”

Gül, İstanbul’da yaşıyordu. Adana’da aniden belirmesi şaşırtmıştı Gülbahar’ı. Bedri çoktan zıkkımlanmaya başlamış, Hüseyin ile al çene ver çene yapıyordu.

Gülbahar ile Gül, balkona geçip okkalı bir Türk kahvesi içerken sohbet ettiler. Gülbahar merakla sorduğu soruların cevabını gözyaşlarıyla dinliyordu. Gül birkaç sene önce kendisine tecavüz eden adamla ailesi tarafından zorla evlendirilmiş, eşinin(!) işi sebebiyle de İstanbul’a yerleşmişti. Samim çok zengin bir ailenin tek oğluydu. Gül’e tecavüz ederken de buna güvenmemiş miydi zaten? Gül’ün ailesi de bu sebepten Samim’e zorla itmişti genç kadını. Asıl şaşırtıcı ve Gülbahar’ın ağlamasına sebep olan olay ise Gül’ün Samim’e âşık olmasıydı.  Gülbahar hayretle sordu Gül’e:

“Gül sen delirdin mi? Hani boşanacaktın bu heriften? Bir de çocuk mu yapmaya karar verdiniz Allah aşkına bu nasıl bir değişim Gül? Üstelik hala anlamadığım bir şey var bacım, sen haber vermeden ta buralara nasıl geldin beni de aramadın?”

Gül hülyalı gözlerle yanıtladı:”Gülbahar, canımın içi, elimde değil ben âşık oldum Samim’e. Bilmiyorum neden böyle olduğunu. Ondan ayrılmak istemiyorum. Samim çocuk yapalım dediğinde dünyalar benim oldu. Beni aldatması, beni dövmesi gözüme görünmedi. Bu hissettiğimin ne olduğunu bilmiyorum inan ki. Buraya geldim çünkü aileme ve sana yüz yüze söylemeyi tercih ettim.”

Gülbahar panikle sordu:”Neyi? Gül yoksa sen?”

“Hamileyim.”

Devamı haftaya…